Bağdat’ta yeni hükümet öncesi yoğun diplomasi trafiği

30.11.2025 - Abdullah Erfani
Bağdat’ta yeni hükümet öncesi yoğun diplomasi trafiği

Bağdat’ta yeni hükümetin kurulma tarihine yaklaşılırken siyasi hareketlilik hız kazanıyor ve ittifakların, çıkarların ile iç ve dış baskıların kesiştiği karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Bu süreçte siyasi analistler, en büyük kitlenin başbakan adayı üzerindeki yetkileri kısıtlamasının görevi sınırlı bir idari pozisyona dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Böyle bir durumda başbakanlık, tam karar ve yürütme yetkisine sahip bir hükümet başkanından ziyade genel müdür konumuna yaklaşmış olur.

Bağdat, önümüzdeki dönemin siyasi haritasını şekillendirmeye yönelik yoğun bir diplomasi trafiğine sahne oluyor. Farklı siyasi güçler arasında yapılan toplantılarda yeni dönemin yönetim modeli ve kritik egemen pozisyonların dağılımı ele alınıyor. Ekonomi yönetimi, hizmetlerin iyileştirilmesi, dış politikanın yeniden değerlendirilmesi ve bazı güvenlik kurumlarının yapılandırılması gibi birçok temel dosya müzakerelerin ana başlıklarını oluşturuyor. Siyasi kaynaklar, tüm görüşmelerin olası bir siyasi tıkanıklığın önüne geçmek ve karar mekanizmasında daha geniş bir katılım sağlamak amacıyla yürütüldüğünü ifade ediyor.

Sürece ilişkin değerlendirmede bulunan siyasi analist Dr. Salah Buşi, yeni dönemde başarı için en kritik unsurun başlıca pozisyonlara getirilecek isimlerin bağımsız kimliklere sahip olması olduğunu vurguladı. “Bence geçmiş deneyimler, tüm siyasi güçlerin üç başlıktaki yasama, yürütme ve yargının temsil edebilme konusunda temel motivasyonudur. Özellikle büyük sorumluluk da Koordinasyon Çerçevesi’nin üzerine düşüyor. Koordinasyon Çerçevesi içindeki siyasi kitlelerin üzerinde uzlaştığı ölçüt ise, siyasi ve partisel yapılara yönelme arayışı olmayan, parti geçmişi ya da etkisi bulunmayan bağımsız bir kişiliğin seçilmesidir. Böylece Koordinasyon Çerçevesi’nin belirlediği program doğrultusunda yürütme erkinin kabinesi için tutarlı bir yöntem oluşturulabilir. Ve bence bu konuda tarafsızlığın tercih edilmesi, Koordinasyon Çerçevesi’nin geçmiş tecrübelerinin bir sonucudur” ifadelerini kullandı.

Siyasi analist Dr. Abbas el-Cuburi ise, Yargı Konseyi’nin yeni hükümetin kurulmasında anayasal sürelerin aşılmadığı yönündeki açıklamasının yerinde olduğunu belirtti. El-Cuburi, büyük kitlenin seçilmiş olmasıyla birlikte seçimleri kazanan kitlenin hükümeti kuracağını belirten Anayasa’nın 76. maddesinin aşılmış olduğunu dile getirdi. Cumhurbaşkanı seçimi için gerekli 210 oyu kapsayan ‘engelleyici üçte bir’ meselesinin de çözüldüğünü, Sünni, Kürt ve diğer bileşenlerin ittifak kurmasıyla nihai şekle yakın bir formun ortaya çıktığını ifade etti. Yargının anayasal sürelerin aşılmaması gerektiğine yönelik açıklamasını da yerinde bulduğunu söyledi.

El-Cuburi ayrıca, en büyük kitlenin başbakan adayı üzerindeki yetkileri daraltmasının görevi sınırlı bir idari pozisyona dönüştürebileceğini kaydetti. “Yazılan ve söylenen, ayrıca üzerinde uzlaşılan şey şudur: Gelecek başbakanın aday olmayacağı, parti kurmayacağı ve tüm yetkilerden arındırılmış bir şekilde sadece en büyük kitlenin talimatlarıyla hareket edeceğidir. Yani bu durumda, başbakanlık makamında bir ‘genel müdür’ konumuna düşmüş oluyor. Oysa başbakan, devlet yönetimini yöneten kişidir. Bu şekilde sınırlandırıldığında, onların ondan istediği nitelikler ne anlama geliyor? Bu, ona hareket edemeyeceği kararlar dayatmak demektir. Dolayısıyla başbakan, hiçbir konuda karar alamayacak, her şey için en büyük bloğa dönmek zorunda kalacaktır” ifadelerini kullandı.